DeRNeKLi.bLoGCu.Com GAMI-TASAYI BIRAK İRADEN CANLI İSE!..ÜMİT KAYNAĞI OL OLABİLİRSEN HERKESE!.._



< >

Ey bütün alemlerin Rabbi olan Allah’ım…

Verdiğin cana şükür, aldığımız nefese şükür, yanımızda olanlara şükür, kıymetimizi bilenlere şükür, verdiğin nimetlere şükür, tattığımız güzel şeylere şükür, yaşadığımız acılara şükür ki daha büyükleri var, verdiğin vereceğin her şeye şükürler olsun Ya Rabbi!..

Hakkımızda en hayırlı olanı bir tek sen bilirsin güzel Allah'ım.. İçimizdeki her türlü sıkıntıyı gideriver, sıkıntıların sonundaki o güzellikleri, o gönül ferahlığını bizlere bir an önce nasip eyle Ya Rabbi!..

Bizlere sabır nimetini vermişsin sana şükürler olsun.. bu nimeti bizlerden eksik etme Ya Rabbi!.. Biz aciziz, biz yaşadıklarımızı anlayamıyoruz, sen bizlere anlama kabiliyetini ver Allah'ım.. Bizleri doğru yoldan ayırma, gönlümüzü dara bırakma Ya Rabbi!

::: AMİN :::




Son Yazılarım

Kenan Rifai - Nutku Şerif
Kenarına yaklaşma ki uçuruma düşmeyesin
Duasız üşür yürekler
Kadir Gecesi / "kadri büyük gece"
Damlalar...
Ellerim Semada...
BeRaT KaNDiLi
Mi'raç Kandili
Risale-i Nurdan Vecizeler
Fakir olduğunu mu düşünüyorsun?

Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv

Kenan Rifai - Nutku Şerif

Her yerde, fakat arifin kalbindedir Allah,

Yoksa sen onu arz u semavatta mı sandın.



Tarih: 01:16, 7/12/2009 Kategori: iNCiLER
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Kenarına yaklaşma ki uçuruma düşmeyesin

Bir insanın haddini bilmesi, teklif edilen bir makam-mansıp karşısında hemen ileri atılmaması, hevesleriyle hareket etmemesi, o işe liyakat sahibi olup olmadığını iyi değerlendirebilecek kimselerin kanaatlerine göre tavır belirlemesi, gerekiyorsa müstağni davranması ve bir başkasını o işe teklif etmesi ama şartlar ne olursa olsun kendine terettüp eden bir vazifeden de kaçmaması gibi hususlar bir yönüyle iffetin çerçevesine dâhildir.

 Öyle ki, bu duygu ve düşüncelerle omuzlanılan bir vazifenin hakkını vermeye "meslek namusu" ya da "meslek ahlakı" denilegelmiştir. Her doktor, öğretmen, üniversite hocası, avukat, asker, savcı ya da hâkim kendi mesleğine ait bazı disiplinlere uymak, bir kısım kural ve kaidelere göre iş yapmak ve "meslek ahlakı" dediğimiz değerler bütününe sadık kalarak çalışmak zorundadır. Dolayısıyla, böyle kurallı, bir intizam içinde ve hakperestçe çalışma da iffetin farklı bir yanı olarak değerlendirilebilir.

 

Ayrıca, söz ve yazılarımızda sık sık kullandığımız ve bazen "fikir namusu" bazen de "düşünce iffeti" olarak zikrettiğimiz bir husus daha vardır. Özellikle, heva ve hevesi fikir suretinde takdim etmeme; ulvî ve derin hakikatleri anlatırken fantastik ve muğlak ifade avcılığı yapmama, fakat pespâye sözlere ve bayağı ifadelere de yer vermeme; kullandığımız hemen her kelimeyi bir mücevherci titizliğiyle seçerek dilin saffetini korumaya çalışma ve okuyucuyu mutlaka hayra, güzele sevk etme gibi konularda hassas davranma da iffetin bu çeşidini oluşturmaktadır.

 

Aslında, düşünce iffetini yakalamak ve korumak için tahayyül ve tasavvur planındaki duyguları dahi temiz tutmaya çalışmak gerekir. Çünkü fikir, söz ve ameller bir yönüyle hayalde mayalanır. Bundan dolayıdır ki, Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), "Fena duygular, seni hayallerinde yakalayınca, ilk fırsatta hemen onlardan kurtulmaya çalış; yoksa bir müddet sonra götürüldüğün yerden geriye dönemezsin" demektedir. Evet, bir şeytanî ok gelip hayalinize çarptığı zaman dönebiliyorsanız hemen geriye dönmeli ve zihninizde meydana gelen yırtığı vakit geçirmeden dikmeye çalışmalısınız. O ok daha derinlere nüfuz etmeden ve aldığınız yara sizi öldürecek seviyeye ulaşmadan bir tabyaya sığınmalı, ezelî düşmanınızın saldırılarından korunmalısınız. Aksi halde, bazı hayal deryalarına yelken açmış olur, onun dalgaları içinde savrulur durur ve sahile çıkmaya yol bulamayacak kadar kıyıdan uzaklaşırsınız. Öyleyse, yol yakınken ve iradenizin gücü yetiyorken kötü duygu ve fena tutkulardan kurtulmalısınız!..

img241/6523/291162h412qw7oybem8.gif

 * "Sedd-i zerâî", fenalıklara götüren yolları tıkama, harama sebep olabilecek fiillerden kaçınma demektir. Zina büyük bir günahtır. Harama nazar bu günaha götüren bir sebep olduğu için o da günahtır.

 

 * Göz görür, kulak dinler, dil telaffuz eder; görülen, duyulan ve söylenen şeyler zihinde kurgulanır; tahayyül tasavvura dönüşür, o da gidip taakkulle belli bir kalıba dökülür ve bu, insanın iradî davranışlarına tesir eder.

 

 * Allah'la irtibatın kesintisiz devam etmesi ve her anlamda iffetin ve Hak rızasının tahsili için öyle tehlikeli sahalara hiç girmemek, uçurumun kenarına hiç yaklaşmamak ve günah sahillerinde asla dolaşmamak icap eder.     (Zaman/Kürsü)


Tarih: 19:19, 15/11/2009 Kategori: iNCiLER
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Duasız üşür yürekler

Haftanın Duası
Rabb'imiz! Senin fikr ü zikrinden uzaklaştıracak ne kadar meşguliyet varsa onların hepsinden bizi uzak tut.. bu acz ü fakr içindeki kullarını hiç kimseye muhtaç olmayacağımız, başka hiçbir kapının önünde el açmak sefaletine düşmeyeceğimiz ölçüde fevkaladeden lütuflarınla zenginleştir; zenginleştir ya Rab, zira hakîkî veren yalnız Sen'sin, biz ise Sen'in kapının önünde bir "nigâh-ı âşina" bekleyip duran kapıkullarıyız.

Tarih: 22:13, 25/9/2009 Kategori: DUALaR__
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Kadir Gecesi / "kadri büyük gece"


kadri büyük bir kitab, kadri büyük bir meleğin diliyle kadri büyük bir elçinin eliyle kadri büyük bir ümmete indirildi bu gece.. farkında mısın kadrin ne kadar yüksekte... farkında mısın hatırın ne kadar el üstünde... haydi, durma, varlığını dilinin ucuna taşı. dua dua göğe yürü.. haydi, durma, hasretlerini nefeslerine taşır. dua dua göğe yürü.  (s.demirci)

Tarih: 14:39, 15/9/2009 Kategori: iNCiLER
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Damlalar...


Dertlerimin Süngerleri
Hiroko San

Elhamdülillah Müslüman oldum. Dosdoğru bir yolu seçtiğim aşikâr. İnsanın hayatında bundan daha büyük bir mutluluk olur mu diye merak ediyorum. Harika bir şey. Kısaca yeni Müslüman olmuş biri olarak, bu mutluluğumu paylaşmak istiyorum.

Evinin penceresinden minareleri gören, her gün Allahüekberleri dinleyen ve Müslüman bir ülkede hayat süren Müslüman arkadaşlarım, kardeşlerim; sizler kendinizin ne kadar zengin, ne kadar mutlu, ne kadar talihli insanlar olduğunuzu hiç düşündünüz mü? Acaba bunun farkında mısınız? Ben, insana bundan daha büyük bir armağan verilebileceğini düşünemiyorum çünkü. Ben önceden Hristiyan bir Japon'dum. Hristiyan olarak yetiştirildim. Özel misyoner okullarında eğitim aldım. Müslüman bir Türk'le evlendim. Eşim beni Müslüman olmam için zorlamadı. Aynı çatı altında farklı dinden de olsa, tek Allah'a inanmanın yeterli olduğunu düşündüğüm için, on yıl bu şekilde eşimle yaşadım. Evliliğimizden tam on yıl sonra Müslüman oldum. Eşimin hastalığı bunun vesilelerinden biridir. Eşimin âniden rahatsızlanması, hastaneye yatması, bu sırada yaşadıklarım hayatımda kasırgalar, tayfunlar meydana getirdi. Hayatım alt üst oldu denebilir. Geleceğe ait rüyalarım, emellerim, beklentilerim, ümitlerim, eşime karşı olan sevgim... Yaşadığım problemler kafamda soru işaretleri meydana getirmeye başladı.

Eşimin hastalığı ile uğraşırken bedenî ve ruhî olarak çok yıprandım. İkamet ettiğimiz şehirde, Müslüman-Türk arkadaşlar vardı. Bu insanlar benim derin üzüntülü anlarımda, süngerin suyu emmesi gibi, üzüntülerimi çekip aldılar. Onlara 'dertlerimin süngerleri' diyorum şimdi. Stresimi emen, dertlerimi emen böylece beni ferahlatan süngerler. Müslüman'ca yaşayışları dertlerime derman oldu. Ancak onlar bana 'Biz Müslüman'ız.' diye bir baskıda bulunmadılar. "Ey Japonlar! Müslümanlık budur, iman budur, haydi siz de felâha..." deyip ortalıkta dolaşmadılar. Onlarda şunu gördüm: Ciddi ve düzenli bir hayatları vardı. Plânlı, programlı bu hayat tarzlarının en belirgin özelliği; istikamet üzere olmaları ve sağa sola sapmayan, insana güven ve emniyet veren bir kişilik sahibi olmaları idi. Bana hiçbir fikir empoze etmeye çalışmadılar, hiçbir şey dayatmadılar. Hattâ çok şey anlatmadılar bile. Karşıma sadece bir tablo kondu. Bu tablonun adı, hâl dili idi

Eşimin hastalığı ile uğraştığım bir gündü. Çocuğumu bir yere bırakmış, eşimin yattığı hastanede koşuşturmuş, yemek yemek bile aklıma gelmemişti. Veya yemiş bile olsam, ne yediğimi hatırlamıyorum. Yorgunluktan bayılacak gibiydim. Akşama doğru eve dönüyordum. Dönüşte, bahsettiğim arkadaşlardan birinin evine uğradım. Arkadaşım fırından yeni çıkardığı mis gibi kokan sıcacık bir ekmek uzattı elime. Ekmeği aldım, arabama bindim. Yolda bu hanım arkadaşımın verdiği sıcak ekmeği hem yedim hem ağladım. Bu sıcak ekmek mideme doğru yol alırken, sanki onun her ânını hissettim, geçtiği yerlerden ben de geçtim. Tadı iyice damaklarımda kaldı. Ne müthiş bir lezzetti. Bir yıldan fazla oldu hâlâ o tadı unutamam. Bu ekmeği bana veren kişi, sanki benim o gün başımdan geçen bütün her şeyi hissetmiş, bana ve aileme dua etmiş diye düşündüm.

İnsanları söyledikleri ile değil, tavır ve davranışları ile değerlendiririz genelde. Çok nutuk atanlar vardır; ama bu kişilerin ortaya koydukları genellikle bir şey yoktur. Arkadaşıma bakınca, laftan çok, tavır insanı olduğunu gördüm. Arabayla evime doğru ilerlerken, 'Ben de bu arkadaşım gibi olamaz mıyım?' dedim. Bu insanı özel kılan neydi acaba? Düşününce bu işin sırrının onların inançlarında ve kültürlerinde olduğunu anladım. Yaptıkları şeyi bir beklentiye girmeden, sadece Allah rızası için yapıyorlardı. Maddeperest günümüz dünyasında ne kadar zordu -hele Japonlar için daha bir zor şeydi- beklentisiz bir gönle sahip olmak.

İnsanı yeni bir din seçmeye iten birkaç sebep sayılabilir. Okunan bir kitap; dinlenilen bir seminer, konuşma, vaaz; internette göze çarpan bir yazı... Ama Müslümanlığını tavır ve davranışları ile yaşayan ve bir enstrüman gibi dinini icra eden hâl insanları kadar başka bir şeyin tesirli olacağını düşünemiyorum. 120 milyonluk Japonya'da 45–50 metrekarelik küçük bir dairede kendi hâlinde sıradan bir hayat süren, çocuğunun okulu ve ev işleri ile uğraşan bu arkadaşım ve bu arkadaşım gibi olan diğer dostlarım, benim üzerimde göz yaşartıcı büyük bir tesir uyandırmıştı.

Eşim şu an eski sağlığına kavuştu. Bu hastalık vesilesi ile harika bir şey elde etmiş oldum: Müslüman oldum. Başıma gelenlerin, eşimin hastalığının, Allah tarafından bana verilen birer hediye olduğunu düşünüyorum. Allah'a inanan bir Hristiyan'dım. Ama bu hastalık periyodunda, Allah'a inancım daha çok güçlendi. Şu an, çok şükür, beş vakit namazımı kılıyorum. Müslüman olduktan sonra, eşimle Müslümanlık hakkında, iman hakkında, ortak değerlerimiz hakkında, İslâm'a hizmet hakkında sohbetler etmeye başladık. Karşılıklı konuşup, dinimizi daha iyi nasıl yaşarız, nasıl daha iyi hizmet ederiz diye müzakereler ediyoruz. Hâsılı bu hastalık vesilesi ile hem mutluluğumuz arttı hem birbirimize olan sevgimiz güçlendi.

Bugün şunları düşünüyorum: Müslüman olarak bundan sonra ne yapacağım? İnsanlığa ve çevreme vereceğim mesajlar nedir? Dileğim şudur: Dua insanı olmak. Çünkü şunu biliyorum artık. Yaradan her an yanımızda. Darda kaldığımızda, sesimizi işitiyor, dualarımıza icabet ediyor ve 'beşinci boyut' sakinleri ile hemen imdadımıza yetişiyor. Yaradan'ın verdiği sayısız nimete karşılık bir vefa, bir dua insanı olmak istiyorum. Fakat insan, Kur'ân'ın ifadesi ile nankör ve zalim. Vazifelerimi unutmamak için, evimin duvarını süsleyen bu âyet mealine her zaman bakıp bakıp düşünüyorum. Yapacağım ikinci iş aşağıdaki düsturları hayatıma hayat kılmak:

"Aç herkese açabildiğin kadar sineni;
Ummanlar gibi olsun...
İnançla geril ve insana sevgi duy;
Kalmasın alâka duymadığın
Ve el uzatmadığın bir mahzun gönül"


Şubat 2008, Okayama/Japonya
* Bu yazı, Japonca orijinaline sâdık kalınarak, Kadir Can tarafından Türkçeye tercüme edilmiştir.
(Sızıntı)


Tarih: 02:10, 13/9/2009 Kategori: iNCiLER
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

<- | Sonraki Sayfa ->

"Hiçbir kimse yok ki, ölümü Allah'ın iznine bağlı olmasın. (Ölüm), belli bir süreye göre yazılmıştır. Her kim, dünya nimetini isterse, kendisine ondan veririz; kim de ahiret sevabını isterse, ona da bundan veririz. Biz şükredenleri mükâfatlandıracağız."

Al-i İmran Suresi

145.Ayet

Hazreti Enes b. Mâlik (radıyallahü anh)’ın rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Allah Rasûlü (aleyhissalatü vesselam) şöyle buyurmuştur:

"İman iki kısımdan müteşekkil bir bütündür; onun bir yarısını sabır, diğer yarısını da şükür oluşturur."

(Şuabü’l-İman, 123/7; Feyzu’l-Kadîr, 188/3)

animation7.gif_veciz.gif

TAVSİYE LİNKLER

nur penceresi saidnur sorularla islamiyet hanımlar ankebut

Euro nur memba herkul yeni asya bizim aile

cevaplar hizmet vakfı ihlas nesil risale-i nur