 (Anlamını bilmediğiniz kelimenin üzerine çift tıklayınız..)

Dehşet aldığın zaman, ibrahim hakkı gibi 'mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler' de, pencerelerden seyret, içlerine girme. (mektubat | yirminci mektup | 220) Nihayetsiz hacat-ı insaniyeyi ihsan edecek, ancak nihayetsiz bir kudret ve muhit bir ilim sahibi olabilir. Öyle ise, mabudiyete layık yalnız odur. (sözler | yirmi üçüncü söz | 289)
(Allah) , hem hakim'dir, hem rahim'dir. mülkünde istediği gibi tasarruf eder, çevirir. (mektubat | yirminci mektup | 220)
Felsefe, herşeyi çirkin, korkunç gösteren siyah bir gözlüktür. İman ise, herşeyi güzel, ünsiyetli gösteren şeffaf, berrak, nurani bir gözlüktür. (şualar | yirmi dokuzuncu lem'adan ikinci bab | 649)
Size yeşil ağaçtan ateş çıkaran bir zat, çürümüş kemiğe hayat verebilir. (sözler | yirmi beşinci söz | 364)
Şu vesvese öyle bir şeydir ki, cehil onu davet eder, ilim onu tardeder. Tanımazsan gelir, tanısan gider. (sözler | yirmi birinci söz | 248)
İnsaniyetin cihazatı, hayvan gibi hayat-ı dünyeviyeyi kazanmak için verilmemiş. (sözler | on birinci söz | 117)
Zalim izzetinde, mazlum zilletinde kalıp buradan göçüp gidiyorlar. Demek bir mahkeme-i kübraya bırakılıyor. (sözler | onuncu söz | 54)
Birşeyden uzak olan bir kimse, yakın olan adam kadar o şeyi göremez. Ne kadar zeki olursa olsun. (mesnevi-i nuriye | şule | 201)
Dünyanın lezzetini, zevkini, saadetini, rahatını isterseniz; meşru dairedeki keyfe iktifa ediniz. o, keyfinize kafidir. (sözler | on üçüncü söz | 133)
Bu latif, nazik masnuatı o kuru ağaçlardan ihraç eden kudrete hiç bir şey ağır gelmez. (mesnevi-i nuriye | zeylü'l hubab | 93)
Bu meydan-ı imtihanda olanlar, başı boş değiller; saadet sarayları ve zindanlar onları bekliyorlar... (sözler | onuncu söz | 55)
Şu koca kainat sarayının bir ustası var. o usta onu bilir, görür, yapar, idare eder. (sözler | otuz üçüncü söz | 628)
Bilirsin ki: en ziyade insanı tahrik eden meraktır. (sözler | on dokuzuncu söz | 217)
Tevekkül, kanaat ve iktisad öyle bir hazine ve bir servettir ki, hiçbir şey ile değişilmez. (mektubat | ikinci mektup | 19)
Lezzet-i hizmet-i imaniye her kederi unutturur. (barla lahikası | | 144)
Kanaat ve iktisad; maaştan ziyade sizin hayatınızı idame ve rızkınızı temin eder. (mektubat | yirmi dokuzuncu mektup | 407)
Bu dünya fanidir. en büyük dava, baki olan alemi kazanmaktır. insanın i'tikadı sağlam olmazsa, davayı kaybeder. (emirdağ lahikası | | 15)
Benim boynumda veya koynumda bir akrep bulunduğunu biri söylese veya gösterse; ondan darılmak değil, belki memnun olmak lazım gelir. (mektubat | on altıncı mektup | 68)
Ecel birdir, tagayyür etmez... ölüm, bu alem-i fenadan alem-i bekaya ve alem-i nura gitmek için bir terhistir. (tarihçe-i hayat | sekizinci kısım : ısparta hayatı | 602)
Kur'an yıldızlarına perde çekilmez. gözünü kapayan yalnız kendi görmez, başkasına gece yapamaz. (mektubat | on altıncı mektup | 68)
Kısa bir ömürde, az bir lezzet için; ebedi, daimi hayatını ve saadet-i ebediyesini berbad etmek, ehl-i aklın karı değil. (mektubat | on altıncı mektup | 404)
Madem rahim bir halıkımız var; bizim için gurbet olamaz. madem o var, bizim için herşey var. (lem'alar | yirmi altıncı lem'a | 228)
Gençlik nimetine bir şükür olarak, o tatlı nimeti iffetle, istikamette sarf etmek lazım ve elzemdir. (şualar | on birinci şua | 186)
İslamiyetin menşei, ilim; esası, akıldır. (işaratül-icaz | ibadet ve tevhid bahsi | 159)
Gıybet, ehl-i adavet ve haset ve inadın en çok istimal ettikleri alçak bir silahtır. (mektubat | yirmi ikinci mektup | 267)

|